Nöron Psikiyatri-Mutluluk Üzerine

MUTLULUK ÜZERİNE…

Yazar: | Etiketler: , , , , , , , , , , , , | Yorumlar: 0 | Haziran 14th, 2017

Mutluluğun tanımını yapmaya başlayacağım bu yazıya Terry Eagleton’un bir sorusuyla başlayalım.

Hayatın anlamı nedir? Daha fazla güç, servet, seks, aşk, çikolata, futbol, entelektüel tefekkür ya da günü yaşamak mı?

Hayatın bir anlamı var mıdır; yoksa o da tüm anlamlar gibi sadece postmodern bir kurgudan mı ibarettir?

Belki yer yüzündeki insan sayısı kadar çeşitli anlamı vardır mutluluğun.

Ünlü filozof Nietzsche aslen bir filolog olduğundan neredeyse tüm Avrupa dillerine hakimdi. Yazdığı dildeki bazı kelimelerin çoğu zaman istediği anlamı veremediğini düşünürdü.Bu yüzden yazdığı cümlelerin içerdiği kelimeler bir çok dilden olabilirdi. Bazen hisleri  tanımlayamayan ya da tanımlamakta yetersiz kalan kelimeler vardır. “Mutluluk” da sanırım böyle bir kelime.

Bir çok insan için ortak bir nokta varsa sanırım mutlu olmayı iyi hissetmekle eş tutmalarıdır. Tanımımızı daha iyi hissettiren durumlar üzerinden yapacağız. Peki o zaman nedir bize iyi hissettiren şeyler? Sıradan bir soru olarak “nasılsın, mutlu musun?” sorusuna bir çok insanın “mutluyum , iyiyim” demesine rağmen psikolojik veya felsefik sorularla derine indiğinizde “aslında” ile başlayan kısmen olumsuz içerikli cevaplar almanız işten bile değildir. Kaçımız derinlemesine sorulan sorulara etrafımızda ve dünyada işlerin yolunda gittiği şeklinde cevaplar verebilir? Öyleyse hayat genel olarak mutluluk uğruna verilen bir savaş mıdır? Kesinlikle değildir; fakat bir çoğumuzun bu yanılgıya düştüğü aşikar.

Bir çok dini inanış ve felsefede mutluluğa tam anlamıyla ulaşmanın oldukça zor olduğu vurgulanır. 19. yüzyıl düşünürlerinden Stuart Mill’e göre mutluluğu doğrudan bir amaç olarak gören yaşam mutluluk getirmez. Ünlü düşünüre göre asıl önemli olan insanın bütün kalbiyle yapmak isteyeceği ve sonunda da kendisini mutluluğa eriştirecek   şeyleri keşfetmesiydi. Kaba tabiriyle mutluluk bir yan üründü. Ve ekler Stuart Mill, “Kendinize mutlu olup olmadığınızı sorduğunuz an mutlu değilsiniz demektir.” Peki ama mutlu olup olmadığımızı nasıl anlayacağız? Tanım ve elde etme yoluna farklı bir bakış atalım. Freud, Uygarlığın Huzursuzluğu eserinde insanın sürekli durumlardan keyif almadığını, içinde karşıtlık barındıran durumlardan keyif aldığını öne sürer. Yani mutsuzluğu tatmadan mutluluğu anlamamız zor görünüyor.

Burada başka bir sorun çıkar karşımıza. Tam olarak neler bize mutluluk verebilir? Dikkatli bir gözlem sonrası bir çok insanın kendi istekleri değil de belli bir döneme ve akıma ait uğraşlarla zamanlarının çoğunu harcayarak mutlu olmaya çalıştığını görebiliriz. Bu süreçte  tüm enerjilerini boşa harcamış, tükenmiş ya da maddi olarak zor duruma düşmüş olabilirler. Belli yerleri görmek zorundaymış gibi hissetmemiz, belli hobileri yaparak huzur bulacağımızı sanmamız, belli mekanlarda olarak, belli yiyecekleri tadarak içimizin sevinçle dolacağını düşünmek gibi. Belki de hayatımızı gerçek anlamda işimize yaramayan şeyleri elde etmek için gereğinden fazla çalışarak harcıyoruz. Maddiyata ve başkalarının beğenilerine adanmış bir mutluluk arayışında da çözümü bulamayan insan ne yapmalı?

Aslında son yıllarda çokça duyduğumuz ruhani bir anlayıştan yardım istemek bu sorunu çözecek gibi duruyor. Öyle mi gerçekten? En temel dürtülerimiz olup doğuştan gelen  saldırganlık ve cinsellik gibi güdülerimizi bastırabilir miyiz? Maddi dünyadan uzaklaşıp maneviyatla buluşunca mutlu olabilir miyiz? Özellikle Uzak Doğu’da yaygın olan meditasyonlara bakacak olursak maddi ihtiyaçları ve güdülerini sınırlayan insanların mutluluğu yakaladığını düşünebiliriz. Bu durumu daha yakından incelersek mutluluğu değil de saf anlamıyla huzuru buldukları sonucuna varabiliriz. Maneviyata yönelişi; farklı tarikatlara, sözde düşünce topluluklarına ya da her türlü bilimsel açıklaması – en azından hipotezi – bulunan olayları ruhani yönleriyle tanımlamaya çalışmak şeklinde de örnekleyebiliriz. Günümüzde her hangi bir kitapçıya girdiğinizde mutluluğu ayak tabanını ovalayarak, bağırsaklarınızı temizleterek veya Akdeniz diyeti yaparak bulabileceğinize inanabilirsiniz. Buradan çıkaracağımız sonuç tabii ki de mutluluğa sadece maddiyatla ulaşılabileceği değildir. Amerikalı ünlü oyuncu Jim Carrey bu konuda farklı düşünenlerden: ” Umarım ki bir gün herkes zengin ve ünlü olur ve hayalini kurduğu her şeye kavuşur; ve böylece aranılan esas cevabın bu olmadığını anlar.” Kabul edelim, ortada yadsınamayacak bir gerçek vardır ki maddi imkanların belli bir düzeyde olması kişinin kendisini mutlu hissetmesi ile paraleldir. Fakat yine de mutlu hissetme ile maddiyat arasında doğru bir orantı olmadığını ekleyelim.

Zihin fonksiyonlarını değerlendirme açısından kişinin nerede, hangi zamanda ve kiminle olduğunu bilmesi çok önemlidir. Bazı nörolojik ve organik kökenli diğer hastalıklarda bu fonksiyonlar etkilenir ve yönelim dediğimiz durum bozulabilir. Sosyal alanda da yönelim vardır. Yere, zamana ve kişiye duygusal yatırım yaparız ve bu üç yönelim belirtecinin hızlı bir şekilde değişmesi adapte olmamızı zorlayabilir. Belli bir yere alışır, havasını suyunu tadarız. İnsanlarını tanır, ilişki kurarız. Belli kişileri hayatımıza alır, devam eder ve güçlü duygusal bağlar kurarız. Fakat günümüzde iş ve eğitim gibi sebeplerden dolayı insanlar sık sık yer değiştirmek zorunda kalıyor. İnsan ruhunun yalnızca belli bir noktaya kadar bu sancılı duruma adapte olabildiğini düşünüyorum. En azından daha kırılgan hale gelebiliyor. Bu kırılganlıkla birlikte yaşamın içinde olan stresler dahi uzun süreli mutsuzluklara ve hatta depresyona neden olabiliyor.

Malesef yazı biterken size mutlu olmanın beş yolu şeklinde önerilerde bulunamayacağım. Kişisel gelişim adı altında sunulan öneriler genelleme yaparak insan hayatını düz bir yola benzetir ve buna göre öğütlerde bulunur. Oysa ki psikiyatri, insanın bebekliğinden itibaren kurduğu ilişkileri inceleyerek kuramlarını geliştirir. Özellikle son yıllarda nöropsikiyatrinin de ilerlemesiyle insanın düşünce yapısını moleküler düzeyde anlamanın önü açılmış durumda ve bu ilerlemeler devam edeceğe benziyor. Bu sayede insana kendisini iyi hissettiren durumlar ile ilgili de araştırmalar yapılacaktır elbet. Fakat yine de insan sosyal bir varlık olduğu ve bir başka insandan doğduğu sürece mekanik buluşlarla mutlu olamayacağını düşünüyorum.

Yazıyı ocak ayı içerisinde ölüm yıl dönümü olan ünlü şairimiz Cemal Süreya ile bitirelim: “Güzel hayat isteyen, güzel insan biriktirsin.”